Şehrin boş sokaklarını aydınlatan ışık trenin buğulu camından vagona sızıyordu. Hayal olsa o kadar güzel olmayacak gölgeler oluşturuyordu. Yolculardan bazıları rahatsız oldukları bu ışığa karşı gözlerini kısıyor, bazıları ışığa çevirdikleri roman sayfalarını usul usul okuyor, bazıları ise o güzel gölgeleri anda kalmasın diye fotoğraflıyordu.

Küçük kız ve annesi kısık sesle şarkı söylerken, ön koltuktaki adam bilgisayarında bir yazı düzenliyordu. Vagonda benim gibi etrafına bakınanlarda vardı. Aynı şeylere bakıyorduk da ne kadar aynı görüyorduk? Yüksek olasılıkla  benzeri olmayan düşüncelere dalıyorduk. Anlattıklarım ufak bir vagonda olanlardı. Peki ya trenin geri kalan vagonlarını nasıl düşler, yorgunluklar, sevinçler ya da hüzünler doldurmuştu?  Keşke o camdan sızan ışık bunları aydınlatsaydı ve yol bir insandan başka nasıl yükler taşıdığını görseydi. Belki de yolun bir yerde sona erebilmesi bunları hiç bilmeyişindendi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.