Her birey bir karakterdir, her karakter de bir renktir. Bu renkler aydınlatır karanlığı. Farklılıklarımız can verir soluğu kesilmeye hazır bekleyen yaşama.  Kişisel özelliklerimiz bu kasvetli dünyayı yaşanılır kılıyor aslında. Fakat insan ya bu, istiyor ki her şey kendi olsun. Kendi parçasını benimsetmek istiyor, bencilliğinden vazgeçemiyor.              

             Birbirimizi gerçekten kabul etmek için insanın önce kendini kabul etmesi gerekiyor. Olduğu karakterin güzelliğini, öz yaşamının ritmini fark etmesi gerekiyor. Çünkü özüne saygı duymayan biri, başkasının özgürlüğüne saygı duyamaz.

            Evvela gerçekçi olmamız gerekirse, şu an biz de “öznelliklere önem veremeyen birini kendi düşüncemiz olan birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmemiz gerektiği” düşüncesine ikna etmeye çalışıyoruz. İnsanın bilişsel yapısında kendi gerçeklerini yayma çabası vardır.  Fakat yansımasında gördüğünden farklı bir gerçek gördüğünde, bir badireyle karşılaştığına inanıyor. Oysa karşısındaki insanın apayrı bir dünya olduğunu algılayıp, onu sevmeli, merak etmeli, araştırmalı ve kabul etmelidir. İşin sırrı ise saygıdan geçiyor. Her yaşam, diğer yaşamlara saygı duymanın fevkaladeliğini tatsa, sürekli arzuladığımız o ütopik dünyanın kapılarını aralayabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.