Meğer bir insan bir insanın gözlerinde kaybolabilir, tüm umutlarını ona dair yeşertebilirmiş. Yangınlara atlayıp alevler içinde yüzebilir hatta kendini bile yakabilirmiş. Yanmak ve yakmak demişken sahi yanmakmış aşk. Her daim cayır cayır ateşler içinde… Sonsuz bir döngü. O ve onun yansımaları eşliğinde boşlukta bir gölgeyi kovalarcasına.

Yine de her zorluğa rağmen vazgeçmemekmiş aşk. İnadına direnmek, kafa tutmak. Aşk aslında biraz da bencillikmiş. Kendinden başkasını ona layık görememe bencilliği. Onun kalbinde tek, aklında tek, zikrinde tek olma bencilliği. Belki de bu bencilliklerin en güzeli. Yalnızca onun kalbine ait olma güzelliği, derinliği… Aslında bunu kabullendiğinde ve de başardığında başlıyordur belki de kimine göre aşk. Yine de birçok aşk kendi içinde aslında birbirine çok benzer ya da yaşanmışlıkların anlatılmasıyla taklitler aslını yaşatır. Ne olursa olsun kişiye özeldir aşk ve yalnızca onda güzeldir.

Bazen öyle bir an gelir ki iki bedenin içinde tek bir kalp atar ve o iki beden çoktan bir olmuştur. Bir bakışla, bir gülüşle, iç çekişle anlatır derdini, kederini, sevincini… Sadece ona biçilmiş imtiyazlar başlar işte böyle böyle. Ona özgü bakış, gülüş, gönül koyuş… Bir gün imtiyaz vereceğin birine kalbini açman dileğimle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.